6.sınıf sosyal bilgiler konu anlatımı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
6.sınıf sosyal bilgiler konu anlatımı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Salı

6.SINIF SOSYAL BİLGİLER DERSİ KONU ANLATIMI VE KONU ÖZETLERİ

1.ÜNİTE: Sosyal Bilgiler Öğreniyorum
7.ÜNİTE: Elektronik Yüzyıl

Etiketler: İnkılap ders notları, sosyal ders notları, inkılap konu özetleri


___
Zihin esnekliği Bilim adamı bir düşünceye, bir görüşe sıkıca ve gereksizce bağlı kalmaz; daha etkili bir yöntem bulunduğunda kendi yöntemini bırakabilir; kendi düşüncelerim başkalarıyla tartışabilir; bulduğu sonuçları diğer kişilerin bulduğu sonuçlarla karşılaştınlabiIir; daha inandırıcı kanıtlar bulunduğunda kendi düşüncelerini bırakabilir. Ayrıca, bilim adamı düşüncelerinde esnek davranır; bir olayı çeşitli yönleriyle dikkate alabilir; mümkün olan bütün halleri düşünebilir; düşüncelerinde kapsamlı ve eleştirici davranabilir.
Yılmazlık Bilim adamları doğanın gerçeklerini ararken sürekli olarak çalışırlar. Bazen aradıklarını bulamadıkları, denemelerinde başarı sağlayamadıkları olur; fakat, bilim adamı başarısızlıktan yılmaz. Bilimsel çalışma çözülemeyen bir problemin terkedilmesini değil.
ısrarla yeni çözüm yollan aranmasını gerektirir. Uzun süreli ve sistemli çalışmalar bilim adamlarını er-geç başarıya ulaştırır.

Yaratıcılık Bilim adamlarının diğer insanlardan en önemli ayrılığı yaratıcı olmalarıdır. Özellikle fen bilimleir çok ilginç buluşlarla doludur. Fen bilimlerinin teknolojiye getirdiği yenilikler hep yaratıcı kişilerin ürünleridir. Fen adamlarının yaratıcılıklarında esnek düşünebilmelerinin, yılmazlıklarının, kendi alanlarında derin bilgi sahibi olmalarının büyük paylan vardır. (Edison elektrik ampulünü bugünküne benzer şekilde yapmayı başarmcaya kadar yüzlerce deney yapmıştır. Bugün ampul bize kolay bir icat gibi görünmektedir; çünkü ampul üzerinden elektrik geçince ısınıp akkor hale gelen ve ışık saçan bir telden ibarettir. Hangi tür bir telin akkor hale gelebileceği, akkor hale gelen telin niçin eriyip kopmadığı, niçin oksitlenmediği,vb. gibi soruları kendimize sorarsak Edison'un hangi güçlükleri aşmak zorunda kaldığını anlayabilirz.)

Perşembe

Atatürk'ün bilime verdiği önem, Atatürk ve Bilim

Atatürk’ün önem verdiği ve savunduğu kavramların hayatımızla olan uyumunu, hemen her alanda görmek mümkündür. Atatürk ün bilim konusuna yaklaşımı, bunun bir başka örneğidir. Atatürk, "İlim ve fen nerede ise oradan alacağız ve her millet ferdinin kafasına koyacağız. İlim ve fen için kayıt ve şart yoktur" derken, konuya olan ilgisini ön plana çıkartmaktadır.
Türk Milleti, gerçek karakterine ters düşen, cahillikten ve geri kalmışlıktan kurtulmak için, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk ün göstermiş olduğu çağdaş uygarlık yolunda ilerlemeli; hedeflerine ulaşmak için bir an önce harekete geçmelidir. Bu hedeflere ulaşmak için gereken her şey yapılmalıdır. Türk Milletinin üstün karakteri bunu yapacak güçtedir. Atatürk’ün bilime verdiği önem de, Türk Milletini bu hedefe ulaştıracak yollardan biri olduğu düşünülerek değerlendirilmelidir. Bilimsel alandaki gelişmeler bir ulusun gelişmişlik düzeyi ile paralellik göstermektedir. Bir ulus bilimsel alanda ne kadar ürün ortaya koymuş ise gelişmişliğinin önemli basamaklarını geçmiş demektir. Bilim merak etmeyi, araştırmayı gerektirir. Bu merak ve çalışmaların sonucunda
yeni buluşlar ve teknolojik veriler ortaya konulur. Bütün bu gelişmeler ise kısaca teknoloji
diye adlandırdığımız aletleri ortaya çıkarır.
Teknolojik aletler ise günlük hayatımızı kolaylaştırmıştır. Bugün eski zamanlarla kıyaslanmayacak kısa sürelerde ulaşım, haberleşme, tedavi gibi olanaklardan yararlanabilmekteyiz. Eskiden adı bile bilinmeyen hastalıklar kısa sürede tanılanmakta ve tedavi edilebilmektedir.
Günümüz dünyasında insan için vazgeçilemez en önemli iki öge bilim ve teknolojidir. Bu gerçeği yıllar öncesinden önce gören Atatürk, bilimin eğitim ile elde edileceğini çok iyi biliyordu. Zaten Kurtuluş Savaşı devam ederken 1921 yılında Maarif Kongresini toplaması bu en belirgin delilidir. Eğitim ve bilim elde edildikten sonra teknoloji doğal bir sonuç olarak kendiliğinden ortaya çıkacaktır.

Bir ürünün orjinalini almanın faydaları nelerdir? Neden orjinal ürün alınmalıdır?

- Devletin trilyonlarca lira vergi almasını,
- Yasadışı işlerin önlenmesini,
- Eser sahiplerinin emeklerinin karşılığını almasını,
- Müzik, sinema, ilim, edebiyat alanlarında uluslararası rekabet şansını çoğaltır, gelişmelerini, nitelikli ve kaliteli ürünlerin ortaya çıkmasını sağlamış oluruz.



Şeyh Sait İsyanı (13 Şubat 1925)
1. Nedenleri:
Laik cumhuriyetin ortadan kaldırılmak istenmesi
Kürtlerin Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da bir devlet kurmak istemeleri
İngilizlerin Musul sorununu kendi lehlerine çözmek için isyanı kışkırtması
Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasının yaptığı propagandaların etkili olması
2. İsyana Karşı Alınan Önlemler
İsyanı bastırmak için Fethi Bey'in yerine İsmet Paşa yeniden başbakanlığa getirilmiş,
Takrir-i Sükun Kanunu çıkarılmış. (4 Mart 1925)
Daha önce çıkarılan Vatana İhanet Yasasında gerici faaliyetleri önlemeye yönelik değişiklikler yapılmıştır.
Kısmi seferberlik ilan edilmiştir.
İstiklal Mahkemeleri yeniden devreye sokulmuştur.
Basına sansür konulmuştur.

Kanun yalnız isyan bölgesinde değil, ülke genelinde uygulanmıştır.

Türk Patent Enstitüsünün görevleri nelerdir?

1.Yaratıcılığı ve yeniliği teşvik ederek Türkiye’nin ekonomik ve teknolojik gelişmesine katkıda bulunur.
2.   Patent, marka, tasarım ve sanayi eser haklarının korunmasını sağlar.
3.  Sanayi eseri sahibi olma bilincini geliştirme çalışmaları yapar.
4. Türk ekonomisinin çıkarlarını korur, uluslararası platformlarda Türkiye’yi temsil eder ve işbirliğini güçlendirir.




Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası Cumhuriyet Döneminin İlk Muhalefet Partisidir.
17 Kasım 1924'te kurulmuştur.
Kurucuları Kazım Karabekir, Rauf Bey, Ali Fuat gibi Kurtuluş Savaşı'nın önemli isimleridir.
Mustafa Kemal ile aralarındaki temel görüş ayrılığı; Laik devrimlerdir.
Parti, Cumhuriyetçi olmasına rağmen özellikle Laiklik ile ilgili alanlarda CHP'ye ters bir düşün­ceye sahiptir.
Halifeliğin kaldırılmasına tepkilidir.
Liberal ekonomik modeli savunmuştur.
Dine saygılı olduğunu tüzüğünde belirtmiştir.

Halkın dini duygularını sömürdüğü için Şeyh Sait isyanının çıkmasıda etkisi olmuş, bu nedenle Haziran 1925'te kapatılmıştır.

Telif hakkı ne demektir? Patent hakkı ne demektir? Korsan ürün ne demektir?

Kitap, film, müzik CD, DVD gibi ürünlerin hazırlanıp okuyucu ve dinleyiciye sunulması masraf, yoğun emek ve yorucu bir süreç gerektirir. Bu süreçte büyük maddi ve manevi emek harcanır. Başkalarının ürünlerini izinsiz, yasadışı yollarla kopyalayarak veya taklit ederek üretmeye korsan ürün adı verilir. Orijinal kitapların ciltlenmesi, yazısı ve renkleri kaliteli olur. Korsan kitap ise
ucuz olsun diye her şeyi adi ve kötü malzemeden oluşturulur. Aynı şekilde korsan CD’ler de bir kere seyredilince veya dinlenince bozulurlar. Hâlbuki bunlar uzun süre saklanabilecek araçlardır. Korsan ürünleri aldığımızda, parayı hakkı olmayan kişilere vermiş oluyoruz. Kitap ve CD’leri hazırlayan, emek veren kişiler ise emeklerinin karşılığını alamamış oluyorlar.
Bir eserin orijinal mi, korsan mı olduğunu nasıl anlarız? Eseri üreten firmalar ürünlerinin üzerine barkod koyarlar. Barkod değişik kalınlıktaki çizgilerden ve bu çizgiler arasındaki boşluklardan oluşur. Barkod, o ürüne ait bilgileri içerir, yani bir ürünün kimlik kartıdır. Orijinal ürünlerin üzerinde mutlaka barkod bulunur. Alırken ürünlerin barkodlu olmasına dikkat etmeliyiz.
Telif hakkı, bir eserin sahibine veya buluşu yapana, eserinden ya da buluşundan belli bir süre için ticari olarak yararlanma hakkı sağlar. Bu haklar, hak sahibi tarafından satılabilir, lisans alınabilir veya başka şekillerde tasarruf edilebilir. Eser sahibinin izin verebileceği veya yasaklayabileceği bu kullanımlar, genellikle eserin çoğaltılmasını, dağıtılmasını, kiralanmasını, kayda alınmasını, radyo ve televizyonda yayınlanmasını ve çevirisinin yapılmasını veya uyarılması telif hakkı ile ilgilidir. Bu konular, “Fikir ve Sanat Eserleri Yasası”nda belirtilmiştir.
Patent, bir ürünün buluş sahibinin buluş konusu ürünü belirli bir süre üretme, kullanma, satma veya ithal etme hakkıdır. Bu hakkı gösteren belgeye de patent denir.

Bulaşıcı hastalıklardan bazıları

AIDS ( Edinsel bağışıklık eksikliği sendromu ) : Cinsel ilişki, kan nakli, ortak kullanılan enjektör vb. yollarla geçer. Hastalık vücut bağışıklık sistemi ile ilgilidir ve hastalığa HIV virüsü neden olmaktadır. Tedavisi henüz bulunamamıştır.
Hepatit B: Su ve besin maddelerine virüs içeren dışkının bulaşması sonucu insana geçer. Hijyen koşullarının iyi olmadığı yerlerde görülür.
Uyuz: Pire, bit gibi parazitlerle vücuda yayılır ve vücudu kaşıntı sarar. Önlemek için temizliğe dikkat etmek gerekir.




Cumhuriyet Halk Fırkasının Başlıca Özellikleri Şunlardır;
9 Eylül 1923'te kurulmuştur.
Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin siyasal partiye dönüşmesidir.
Amacı devrimleri gerçekleştirmektir.
Cumhuriyetin ilanından sonra "İsminin başına Cumhuri­yet" sözcüğü getirilmiştir.
Ekonomide önceleri liberal, 1929'dan itibaren devletçi bir anlayışa sahip olmuştur.
Laiklik ve Cumhuriyetçilik ilkelerini temel almıştır.

Atatürk'ün altı ilkesine tüzüğünde yer vermiştir.

Kan bağışının faydaları, Kan bağışının önemi

Kan bağışı, ülkemizdeki sağlık alanında yaşanan önemli sorunlardan biridir. Kan üretimi mümkün olmayan bir maddedir. Bu nedenle kan ihtiyacı ancak insanlardan karşılanmaktadır. Kan nakline ihtiyaç duyan hastaların, anonslarını belki siz de çevrenizden duymuşsunuzdur.
Kan vermenin önemini iyi kavramak, neden kan bağışında bulunmamız gerektiğini bilmemiz başka insanların yaşamasını sağlayacaktır. Kan verecek kişilerin sağlıklı olması gerekir. Kan değerleri normal, kalp ve dolaşım sistemi ile ilgili bir hastalığı bulunmayan bir kişi, ihtiyaç sahiplerine 500 mililitrelik kan bağışında bulunabilir. Sağlıklı kişilerden alınan kan, vücutları tarafından dört haftada yerine konur.




Yeni Türk Devleti'nde Çok Partili Yaşama Geçiş Denemeleri ve İç Siyasal Gelişmeler
Demokrasinin temel koşulu kişilerin siyasal görüşlerinde özgür olması ve kendi görüşü doğ­rultusunda siyasal örgütlenmeler içinde yer alabilmesidir.
Muhalefetin yasal düzeyde yasama içinde yer alması demokratik bir yönetimin temel koşu­ludur.
Kurtuluş Savaşı sırasında mecliste siyasal partilerin kurulmasına izin verilmemiştir. Bunun ne­deni siyasal anlaşmazlıkların Kurtuluş Savaşı'na zarar vereceğine inanılmasıdır.
Mecliste I. ve II. grup adıyla anılan siyasal gruplaşma vardı.
Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti I. grubu, karşıtları ise II. grubu oluşturmuştu.

Lozan Antlaşması'nın meclis tarafından onaylanmasından sonra, devrim aşamasına geçme zo­runluluğu idealist kadrolara olan ihtiyacı ortaya çıkarmış, bu nedenle Mustafa Kemal yeni dev­letin ilk partisi olan Halk Fırkasını kurmuştur. (9 Eylül 1923)

Doku ve organ naklinin önemi, Organ bağışının önemi

Hastalık ya da kazalar sonucu bazı organlarımız zarar göüyor veya iş göremez duruma gelebiliyor. Bu durumda rahatsız olan organın tedavi edilmesi ya da organın yerine organ nakli yapılması gerekiyor. Organın yapımı mümkün olmadığına göre tek çare hastalıklı organın yerine onu bağışlayacak kişilerden alınmasıdır. fiunu unutmamak gerekir: Hastalığın yaşı yoktur. İnsan her zaman hasta olabilir ve doku veya organ nakline ihtiyaç duyabilir. Bu nedenle doku ve organ nakline herkesin duyarlı olması lazımdır.
Doku ve organ nakli, organların başka bir insan için kullanılmasına izin verilmesidir. Böylelikle görmeyen bir insanın görmesini, diyaliz makinesine bağlı olarak hayatını sürdüren bir böbrek hastasının hayata dönmesini sağlayabiliriz. Sağlıklı her insan organ ve doku bağışında bulunabilir. Ülkemizde kalp, akciğer, böbrek, karaciğer gibi organlar ile kalp kapağı, kornea tabakası, kas ve kemik iliği gibi dokular başarıyla nakil yapılmaktadır.
Organ bağışı ile ilgili bilgiler
- Organ bağışı, hayatta iken bir kişinin kendi isteğiyle tıbben yaşamı sona erdikten sonra doku ve organlarının kullanılmasına izin vermesidir.
- Organ bağışında bulunan kişilere bağış kartı verilir. Organ bağış kartları hastanelerden temin edilebilir. Bu kişilerin ailesinin de bağış yaptığını bilmesinde yarar vardır.
- İslam dini ve diğer bütün dinlerde organ bağışına aykırı bir durum yoktur.
- Beyin ölümü gerçekleşen 18 yaşından küçüklerin organlarının kullanılması için anne ve babalarının izin vermesi gerekir.
İnsanlar, doku ve organ bağışı yaparak toplumsal dayanışma içerisinde olduğunu kanıtlarlar.

Coğrafya ne demektir? Coğrafyanın önemi

Coğrafya: Doğal çevre ile insan arasındaki ilişkileri inceleyen bilimdir. Yurdumuzun dünya üzerinde yerini öğrenerek ülkemiz için neler yapabileceğimizi öğreniriz
Tarih: Geçmişte yaşamış insan topluluklarının arasındaki ilişkileri yer ve zaman göstererek inceleyen bilimdir. Bugünü anlayabilmek için geçmişi bilmemiz gerekir. Bugünü anlamak geleceğe yön vermemize yardımcı olur.
Sosyoloji: Toplumların yapısını inceleyen bilim dalıdır. Toplum içinde bazı gruplar içinde bulunuruz. Arkadaş grubu, aile grubu gibi. Bu gruplarda yer alarak görev ve sorumluluklarımızı öğrenmeye çalışırız.
Hukuk Bilimi: Toplumsal ilişkileri düzenleyen, devletin yaptırım gücünü belirleyen yasaların bütününü inceleyen bilimdir. Hak ve sorumluluklarımızı öğrenerek bunları nasıl koruyacağımızı biliriz. Kararları doğru ve zamanında vermeyi öğreniriz.
Psikoloji: İnsanların davranışlarını ve duygularını inceleyen bilimdir. Çevremizdeki insanları tanıyarak onların duygu ve davranışlarını nasıl ifade edebildiklerini kavrar, kendimizi çevremizdeki kişilere nasıl anlatacağımızı öğreniriz.

6.Sınıf 7.ÜNİTE: Elektronik Yüzyıl konu anlatımı ve konu özetleri

Tarih ne demektir?
Coğrafya ne demektir?
Sosyoloji ne demektir?
Hukuk bilimi ne demektir?
Psikoloji ne demektir?
Doku ve organ nakli
Kan bağışı
Bulaşıcı hastalıklardan bazıları
Telif ve Patent hakkı, korsan ürün
Türk Patent Enstitüsünün görevleri
Bir ürünün orjinalini almanın faydaları
Atatürk ve Bilim



1924 Anayasası'nın bazı özellikleri şunlardır:
Milli egemenliğe dayanan Cumhuriyet ilkesini birinci hüküm olarak ortaya koyması
Güçler birliği ilkesini benimsemesi
Irka ve dine dayalı ulusçuluk anlayışını red etmesi
Devletin resmi dininin belirtilmesi
1924 Anayasası'nda yapılan bazı değişiklikler şunlardır:
10 Nisan 1928'de anayasanın 2. maddesinde belirtilen, devletin dini hükmü ile dini kuralıların yerine getirlmesine dair madde kaldırılmıştır.
Cumhurbaşkanı ile milletvekillerinin yemin metninde yer alan "vallahi" sözcüğü kaldırılmıştır.
1934'te kadınlara seçme - seçilme hakkı anayasaya konmuştur.

1937'de Atatürk ilkeleri Anayasa hükmü haline getirilmiştir.

Çarşamba

Cumhuriyet Dönemi Türk Kadınının özellikleri, Cumhuriyet Döneminde Türk Kadınına verilen önem

Cumhuriyet Dönemi Türk Kadını
Toplumun, sosyal yaşamında, üretiminde ve siyasi yaşam alanında, kendi çağdaşları liderlere göre, kadının önemini çok daha önce fark etmiş, varlığı ile toplumda kadınların yer almamasının ne tür yoksunluklara neden olduğunu bilen Mustafa Kemal Atatürk, radikal değişimler yapmıştır. Mustafa Kemal’le birlikte, kadının başta eğitim olmak üzere, hukuk, çalışma, siyasal katılım, toplumsal yaşamda ve aile yaşamında eşit haklara sahip olarak yerini alması için gereken tüm atılımlar yapılmıştır. Bu değişimler, yasalarla güvence altına alınmış, seçme ve seçilme hakları verilmiş, kadının erkeklerle her alanda eşitliği sağlanmıştır.
Türk kadını, yüzyıllar sonra yeniden kavuştuğu eşit hakları konusunda sahip olduğu herşeye, Mustafa Kemal Atatürk’ün sayesinde sahip olmuştur. Cumhuriyetimizi taçlandıran kadının toplumsal konumunun değişmesinde en önemli haklardan biri de 3 Nisan 1930’da tanınan Belediye Meclislerine seçme ve seçilme hakkıdır. 5 Aralık 1934’te de milletvekili seçme ve seçilme hakkıyla birlikte Türk kadınlarına eşit yurttaşlık hakları tanınmıştır. Atatürk bu konudaki düşüncelerini şöyle dile getiriyor:
“Bu kararla Türk kadınları siyasal ve sosyal alanda pek çok Batı ülkesindeki kadınlardan daha üstün bir durum kazanmışlardır. Bundan sonra peçe altında, kafes altında kadın kalmayacaktır. Türk kadınları bugün en önemli haklarını kazanmışlardır. Bundan ötürü ben bu kararı en önemli reformlarımızdan biri sayıyorum.”
Mustafa Kemal Atatürk başka bir konuşmasında daTürk kadınını yücelterek;
“Ey kahraman Türk kadını, sen yerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın.” demektedir.
Türk kadını günümüzdeki sosyal hayat ve iş hayatındaki varlığını, başarısını Atatürk ve Cumhuriyetin kazanımlarına borçludur.
Türkiye’de ilk kadınlar
1920 : İlk Türk kadın avukat Süreyya Ağaoğlu (Ahmet Ağaoğlu’nun kızı) İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesine kaydoldu.
1921 : Dr. Safiye Ali Almanya’da tıp eğitimini tamamlayarak ilk Türk kadın hekim olarak tarihimizdeki yerini aldı.
1924 : İlk Türk kadın diş hekimi (Ferdane Bozdoğan Erberk) diplomasını aldı.
1930 : Türkiye’de ilk kadın yargıçlar atandı.
1933 : Aydın’nın bugün ilçe statüsü taşıyan Karpuzlu köyünde ilk kadın muhtar Gül Esin yaklaşık 500 oy alarak seçildi.
8 Şubat 1935 : Türkiye Büyük Millet Meclisi 5. Dönem seçimleri sonucunda 17 kadın milletvekili ilk kez meclise girdi, ara seçimlerde bu sayı 18’e ulaştı.
1936 : Eskişehir Askeri Hava Okulundan mezun olan Atatürk’ün manevi kızı Sabiha Gökçen dünyanın ilk kadın savaş pilotu oldu.
1950 : İlk kadın belediye başkanı (Müfide İlhan) Mersin’den seçildi.
1957 : Türk ordusunun ilk kadın doktor subayı Dr. Sema Aran teğmen rütbesiyle göreve başladı.
26 Mart 1971 : İlk kadın bakan (Dr. Türkan Akyol) atandı.
1991 : İlk kadın vali (Lale Aytaman) Muğla iline atandı.
1993 : Türkiye’nin ilk kadın başbakanı (Tansu Çiller) hükûmeti kurdu.
1996 : İlk kadın deniz subaylar Deniz Harp Okulundan mezun oldu.

Atatürk ve İnsan Hakları, Atatürk'ün insan haklarıyla ilgili söz ve görüşleri

Atatürk insan hakları ile ilgili düşüncelerini sözleri ile açıkça belirtmiştir.
Hürriyet, insanın düşündüğünü ve dilediğini tam olarak yapabilmesidir. Kişinin birinci hakkı, doğal yeteneklerini serbestçe geliştirebilmesidir. Bu gelişimi sağlamak için ise en iyi vasıta, kişiye, bir başkasının hakkına zarar vermeksizin, tehlike ve zarar kendine ait olmak üzere, ona, kendi kendini, istediği gibi sevk ve idare etmeye müsaade etmektir.
Hürriyet olmayan bir memlekette ölüm ve yok oluş vardır. Her ilerlemenin ve kurtuluşun anası hürriyettir.
 Kişisel hürriyet kutsaldır.
Toplumda hürriyet sınırlıdır. O da bir kişinin değil toplumun tümünün ortak menfaatlerinin gereği olarak yürürlükteki kanunlar iledir.”





Halifeliğin Kaldırılması (3 Mart 1924)
Halife, İslam devletinde dinsel - siyasal otoriteyi elinde bulunduran kişiydi.
Halifelik Osmanlı ailesine Yavuz Sultan Selim zamanında geçmiştir.
Gerileme Devrinde padişahlar, bu makamı Müslümanları devlet İçinde tutmak için kullanmıştır.
I. Dünya Savaşı'nda meydana gelen gelişmeler halifelik makamının etkisini yitirmiş olduğunu kanıtlamıştır. Saltanatın kaldırılması ve Cumhuriyetin ilan edilmesiyle halifeliğin hiçbir rolü kalmamıştır.

Saltanatla birlikte kaldırılmamasının nedenlerinden biri de barış antlaşmasından (Lozan) önce İngiltere'nin bu makamı Türkiye'ye karşı kullanma olasılığı, diğeri de eski düzen yanlılarının birlik ve bera­berlik ortamını bozabileceği endişesi duyulmasıydı.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (1950)

- Herkesin yaşam hakkı yasanın koruması altındadır. Yasanın ölüm cezası ile cezalandırdığı bir suçtan dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın yerine getirilmesi dışında hiç kimse kasten öldürülemez.
- Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz.
- Hiç kimse köle ve kul hâlinde tutulamaz.
- Hiç kimse zorla çalıştırılamaz ve zorunlu çalışmaya tabi tutulamaz.
- Herkesin kişi özgürlüğüne ve güvenliğine hakkı vardır.
- Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
- Herkes düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, din veya inanç değiştirme özgürlüğü ile tek başına veya topluca, açıkça veya özel tarzda ibadet, öğretim, uygulama ve ayin yapmak suretiyle dinini veya inancını açıklama özgürlüğünü de içerir.
- Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılır. Hiç kimse, işlendiği zaman ulusal ve uluslararası hukuka göre bir suç sayılmayan bir fiil veya ihmalden dolayı mahkûm edilemez.

1948 İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi

1. Bütün insanlar özgür, onur ve haklar bakımından eşit doğarlar. Akıl ve vicdan sahibidirler; birbirlerine karşı kardeşlik anlayışıyla davranmalıdırlar.
2. Herkes, ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal ya da başka herhangi bir düşünce, ulusal ya da toplumsal köken, servet, doğuş veya başka herhangi bakımdan ayırım gözetilmeksizin bu Bildiride ilan olunan tüm haklardan ve özgürlüklerden yararlanabilir.
3. Yaşamak, özgürlük ve kişi güvenliği herkesin hakkıdır.
4. Hiç kimse kölelik veya kulluk altında tutulamaz; kölelik ve köle alım satımı her türüyle yasaktır.
5. Hiç kimseye işkence yapılamaz; zalimce, insanlık dışı, onur kırıcı ceza verilemez veya davranışta bulunulamaz.
6. Herkes, nerede olursa olsun hukuk kişiliğinin tanınması hakkına sahiptir.
7. Herkes yasa önünde eşittir ve ayrım gözetilmeksizin yasa tarafından eşit korunma hakkına sahiptir. Herkesin bu Bildiri’ye aykırı her türlü ayrım gözetici işlemlere ve ayrım kışkırtıcılığına karsı eşit korunma hakkı vardır.
8. Herkesin anayasaya veya yasa ile kendisine tanınmış olan temel haklarını çiğneyen işlemlere karşı yetkili ulusal mahkemeler önünde etkin bir yargı yoluna başvurma hakkı vardır.
9. Hiç kimse keyfi olarak tutuklanamaz, alikonulamaz ve sürgün edilemez.

Kanunu esasiye ne zaman yayınlanmıştır? Kanunu esasiyenin maddeleri

Kanunuesasi (1876): Türk toplumunda ilk anayasa Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde kabul edilmiş olan Kanunuesasi’dir. Kişi hak ve güvenliği, ibadet hürriyeti, basın hürriyeti, dilekçe hakkı, konut dokunulmazlığı, eğitim hürriyeti, kanun önünde eşitlik, mülkiyet
hakkı, angarya ve işkencenin yasaklanması gibi kişi hak ve hürriyetleri ilk defa, klasik esaslara uygun olarak oldukça geniş bir liste hâlinde bu anayasada yer almıştır.
1. Devleti Osmaniye tabiiyetinde bulunan kişilerin tamamına hangi din ve mezhepten olur ise olsun Osmanlı vatandaşıdır.
2. Osmanlıların tamamı kişisel hürriyetlerine sahip ve diğerlerinin hukukî hürriyetine tecavüz etmemekle mükelleftir.
3. Kişisel hürriyet her türlü saldırıdan korunmuştur. Hiç kimse, kanunun tayin ettiği nedenlerin dışında bir bahane ile cezalandırılamaz.
4. Basın yayın kanunlar çerçevesinde serbesttir.
5. Osmanlı yurttaşları kanunlar çerçevesinde ticaret ve sanat için her tür şirketi kurmakta serbesttirler.

İnsan Hakları Bildirgesi, İnsan Hakları Bildirgesi ne zaman yayınlanmıştır?

İnsan Hakları Bildirgesi (1789)
Ulusal Meclis hâlinde toplanan Fransız halkı temsilcileri, toplumların uğradıkları felaketlerin ve yönetimlerin bozulmasının yegâne nedeninin; insan haklarının bilinmemesi, unutulmuş olması ya da hor görülüp dikkate alınmamasına bağlı olduğu görüşünden hareketle; insanın doğal, devredilemez ve kutsal haklarının resmî bir bildiri içinde açıklamaya karar vermişlerdir. Öyle ki, bu bildiri tüm toplum üyelerinin hiçbir zaman akıllarından çıkmasını, sürekli olarak onlara haklarını ve ödevlerini hatırlatsın.
Bu bildiriye göre;
1. İnsanlar, haklar yönünden özgür ve eşit doğarlar ve yaşarlar. Sosyal farklılıklar ancak ortak yarara dayanabilir.
2. Her siyasal toplumun amacı, insanın doğal ve zaman aşımı ile kaybedilmeyen haklarını korumaktır. Bu haklar; özgürlük, mülkiyet, güvenlik ve baskıya karsı direnmedir.
3. Egemenliğin özü esas olarak ulustadır. Hiçbir kuruluş, hiçbir kimse açıkça ulustan kaynaklanmayan bir iktidarı kullanamaz.
4. Özgürlük, başkasına zarar vermeyecek her şeyi yapabilmektir. Böylece her insanın doğal haklarının kullanımı, toplumun diğer üyelerinin aynı haklardan yararlanmalarını sağlayan sınırlarla belirlidir. Bu sınırlar ise ancak yasa ile belirlenebilir.

Magna Carta Libertatum

Magna Carta Libertatum (19 Haziran 1215)- !ngiltere
1. Hiç kimse, asilzadelerin ücreti için ya da diğer herhangi bir kiralık arazi için gerekli olandan daha fazla hizmet vermeye zorlanamaz.
2. Özgür bir adam suçun derecesine göre küçük bir suç için yalnızca para cezasına çarptırılabilir. Büyük çaplı bir suç, suçun büyüklüğüne göre para cezasına çarptırılabilir ve bir tüccar da malları korunarak aynı şekilde cezalandırılabilir. Aynı şekilde, bir cani, eğer bizim merhametimize mazhar olursa, para cezasına çarptırılabilir...
3. Bundan böyle hiçbir hâkim herhangi bir kimseyi ilgili olayda doğru ve güvenilir deliller ortaya koymadan dava edemez.
4. Kendi zümresinden olanlar ya da ülkenin ilgili yasalarına uygun olarak verilen bir karar olmadıkça hiçbir özgür kişi tutuklanamaz, hapse atılamaz, mal ve mülkü elinden alınamaz, sürgüne yollanamaz ya da herhangi bir biçimde kötü muameleye maruz bırakılamaz.
5. Kimseye hakkı ya da adaleti satmayacağız, menetmeyeceğiz ya da geciktirmeyeceğiz.

Veda Hutbesi

Ey İnsanlar! Beni dinleyin sonra bu mevkide sizinle bir daha buluşamam. İslamiyetten önceki zamana ait bütün cahiliyet adetlerini ayağımın altına alıp çiğniyorum. Bir Arap’ın, Arap olmayan yabancıya, bir yabancının bir Arap’a üstünlüğü yoktur... 
Ey halk! Sözlerimi dinleyin ve anlayın. Her Müslüman diğer Müslümanın kardeşidir. Bütün müminler kardeştir. Bir kimseye kardeşinin malı helal olmaz, sadece gönül rızasıyla verirse başka. Kendinize zulüm etmeyin. Kölelere gelince; onlara kendi yediklerinizden yedirin ve giydiklerinizden giydirin... Ve kötü muameleye layık değillerdir...
Ey halk! Sizin, kadınlarınız üzerinde birtakım haklarınız vardır. Onlar sizin haklarınıza riayet etmelidirler. Onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Onlara karşı iyi davranın. Eşlerinize şefkatle muamele edin...
Ey halk! Bir kadının kocasının izni olmadıkça onun malından bir şeyi başkasına vermesi caiz değildir. Borç ödenmelidir. Kiralanan mal geri verilmelidir. Hediyeye hediye ile mukabele etmek yaraşır. Başkalarına kefil olan kimse kefaletin sorumluluğunu yüklenmiş demektir...
Her katil, suçundan kendisi sorumludur. Hiçbir katilin islediği suç, çocuklarına şamil olamaz. Hiçbir oğlun ve kızın suçu, babayı sorumlu etmez...

Hamurrabi Kanunları

Mezopotamya’da MÖ II. bin yıllarında hüküm süren, Babil Devleti Kralı Hamurrabi (Büyük Reis), ülkesinin toplumsal, siyasal, ekonomik ve dinsel alanlarını 282 maddeli bir yasayla düzenlenmiştir. Bu yasa tarihinin ilk yazılı anayasasını oluşturmuştur da denebilir.
Tarihin bu ilk yazılı anayasası, Babil halkını sınıf sınıf ayırmış ve bu sınışarın hak ve yetkilerini düzenlemiştir. Buna göre Babil halkı; kişisel mülkiyet ve ticaret hakkına sahip olan özgür insanlar (asiller); gayrimenkul değil ama para ya da kıymetli eşya sahibi olma hakkı olan azat edilmiş kölelerin oluşturduğu bağımlılar ve ödenmemiş bir borç, savaş esiri olma hâli veya doğuştan gelme nedenlerle köleleşenler gibi üç ayrı sınıfa bölünmüştür. Bu sınıf sistemi Fransız İhtilaline kadar geçerliliğini korumuştur. Her ne kadar bu yaptırımlar günümüzde geçerli evrensel hukuk ilkelerine uygun olmasa, ceza vermede kısas yöntemini benimsemiş olsa da Hammurabi Kanunlarında yer alan pek çok ilke insan haklarına önem vermesi açısından önem taşımaktadır.
1. Bahçe sahibinin izni olmaksızın her hangi bir adam bir ağacı kesip bahçeye devirirse yarım mina para öder.
2. Eğer bir kişinin diğerinden para veya mısır alacağı varsa ve onu buna karşılık hapsetmişse ve mahkum hapishanede doğal yollardan ölmüşse olay kapanır gibi.
Sponsorlu Bağlantılar 2
banner