8.sınıf inkılap konu anlatımı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
8.sınıf inkılap konu anlatımı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cuma

Atatürk'ten sonra Türkiye ünitesinin özeti

                 I. Dünya Savaşı sonrasında yapılan barış antlaşmaları kalıcı barışı sağlayamamıştır. Bu antlaşmalardaki olumsuz koşullar Avrupa’da yeni bir savaşın çıkmasına neden olmuştur. II. Dünya Savaşı 1 Eylül 1939’da Almanya’nın Polonya’ya saldırması ile başlamıştır. İlk başta Mihver Devletler (Almanya-İtalya-Japonya) başarılı olmuş ancak ABD’nin savaşa girmesi ile İtalya 1943’de, Almanya ve Japonya ise 1945’te teslim olmuştur. Türkiye bütün baskılara rağmen savaşa fiilen katılmamıştır. Buna rağmen Türkiye II. Dünya Savaşı yıllarında öncelikle ekonomik alanda büyük sıkıntılar yaşamıştır.
II. Dünya Savaşı sonrası dünya ülkeleri arasında askerî (NATO-Varşova Paktı) ve ekonomik kutuplaşmalar başladı. Soğuk Savaş Dönemi olarak bilinen bu dönem 1990’lı yıllarda SSCB’nin dağılmasına kadar devam etti. Ülkemizde çok partili siyasi hayat 1945’te başlamıştır. DP 1950 seçimlerinde iktidara gelmiştir. 1950’li yıllarda ekonominin dış yardımlarla desteklenmesi sonucunda halkta kısmi rahatlama gözlemlenmiş ancak bu durum uzun sürmemiştir.

II. Dünya Savaşı’ndan sonra Türkiye’de sosyal, ekonomik ve kültürel alanlarda köklü değişiklikler yaşandı. Köyden kente göç yoğunlaştı ve kentlerde işsizlik ve konut sorunları ortaya çıktı.Türk Silahlı Kuvvetleri 1950 yılından itibaren dünyanın birçok yerinde barışı korumak amacı ile görev yapmaktadır. Kore, Somali, Kıbrıs, Bosna-Hersek ve Afganistan bu bölgelerden bazılarıdır. Türkiye coğrafi konumu ve sahip olduğu yeraltı ve yer üstü kaynakları nedeniyle

dünyanın en önemli ülkelerinden biridir. Bulunduğu konum itibarıyla ekonomi kaynaklı çatışmalara yakın bir bölgede bulunmaktadır. Bu durum da Türkiye’nin dış politikasını etkilemektedir.

Türkiye ulusal ve uluslararası projelerle ekonomik ve siyasi gücünü her geçen gün artırmaktadır. Sahip olduğu güç potansiyeli ülkemizi iç ve dış tehditlere maruz bırakmaktadır.

Türkiye 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren ekonomik ve kültürel açıdan kendisine hedef seçtiği AB’ye girebilmek için bir dizi düzenlemeler yapmaktadır

Atatürk dönemi Türk dış politikası ve Atatürk'ün ölümü ünitesinin özeti

                Kurtuluş Savaşı başarı ile sonuçlandıktan sonra imzalanan Lozan Barış Antlaşması ile Türk Devleti tüm ülkeler tarafından tanınmış oldu. Atatürk bu süreçte yeni Türk dış politikasını akla, bilime uygun olarak yeniden düzenledi. Türk milletinin ve devletinin çıkarlarını korumayı esas alan ancak diğer milletlere ve devletlere saygıyı esas alan bir politika benimsedi. Önce Lozan Barış Antlaşması’nda çözümü sonraya bırakılan Irak sınırı ve Boğazlar sorununu dünya konjoktörünü ve Türk milletinin yararlarını dikkate alarak çözümledi. Dünya barışını korumak için Milletler Cemiyetinin davetini kabul ederek Türkiye’yi cemiyete üye yaptı. Komşuları ile Balkan Antantı’nı ve Sadabat Paktı’nı imzaladı. Hatay’ın Türkiye’ye katılması için büyük çaba harcadı ve fedakârlıklarda bulundu. Bu çabaları onun ölümünden sonra da olsa Hatay’ın Türkiye’ye katılmasını sağladı. Atatürk ömrünün sonuna kadar Türk milleti ve devletinin hizmetinde çalıştı. 1938 yılında çok hasta olmasına ve doktorların istirahat önerilerine rağmen yurt gezilerine çıkarak ülke sorunları ile ilgilendi. Çok istemesine rağmen Cumhuriyetin 15. yıl kutlamalarına katılamadı.
Hastalığı ilerledi ve 10 Kasım 1938’de aramızdan ayrıldı. Gerek Türk milleti gerekse diğer milletler onun dünya barışına ve insanlığa yaptığı hizmetleri dile getirmişlerdir.

Atatürkçülük ünitesinin özeti

                 Atatürkçülük Türk milletinin bugün ve gelecekte huzur ve refahını amaçlamaktadır. Devlet yönetiminde aklın ve bilimin esas alınması, ulusal egemenliğin hâkim kılınması, bu düşünce sayesinde gerçekleşmiştir. Atatürk’ün düşünce sistemini oluşturmasında Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu sosyal, siyasal, ekonomik ve kültürel durum etkili olmuştur.
Cumhuriyet yönetimi ile yurttaşlık haklarına kavuşulmuştur. Demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti cumhuriyetçilik ilkesi ile gerçekleştirilmiştir. Milliyetçilik ilkesi ile “Ben Türküm” diyen herkes Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı kabul edilmiştir. Her türlü ayrımcılık reddedilmiştir. Bu ilke ile millî birlik ve beraberlik sağlanmıştır. Halkçılık ilkesi ile sınıf ayrımı reddedilmiş, herkes yasalar önünde eşit duruma getirilmiştir. Halkın ekonomik ihtiyaçları karşılanmış, sosyal devletin gerekleri yerine getirilmiştir. Laiklik ilkesi ile vatandaşların düşünce ve inanç özgürlükleri sağlanmış, devlet yönetiminde akıl ve bilim esas alınmıştır. İnkılapçılık ile Atatürkçülüğe dinamizm kazandırılmış, Türk milletinin daima gelişmesi öngörülmüştür.

Atatürk ilkeleri Türk milletinin ihtiyaçlarından doğmuş, Türk milletinin huzur ve refahını amaçlamıştır. Atatürk ilkelerinin temelinde Türk tarihi, Türk kültürü, millî birlik ve beraberlik ve Türk dili yer almaktadır. Modern Türkiye, Atatürk ilke ve inkılapları sayesinde oluşmuş ve geliştirilmiştir. Türk inkılabı ve Atatürkçülük mazlum milletlere örnek olmuştur. Onlar da bağımsızlık mücadelesine başlamış ve başarılı olmuşlardır. Çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığını koruyabilmesi için Atatürk ilke ve inkılaplarına sahip çıkmak ve devamını sağlamak her Türk vatandaşının asli görevleri arasında yer almaktadır.

Çağdaş Türkiye yolunda adımlar ünitesinin özeti

                 1920 yılında TBMM’nin açılması ile ulusal egemenlik yolunda büyük bir adım atılmıştı. Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasından sonra da saltanat kaldırıldı. Artık ulusal egemenlik tam anlamıyla gerçekleşmişti. Uygulamada var olan ancak adı konulmayan cumhuriyetin ilanı ile de devlet başkanlığı sorunu çözüldü. Devletimizin adı, yönetim şekli ve hükûmet kurma yöntemi belirlendi. Bu sayede demokrasinin gerekleri uygulamaya konuldu. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Osmanlı Devleti’ne imzalatılan ve Türk milletinin idam fermanı olan Sevr Antlaşması’nın uygulanmasına izin verilmedi. Kurtuluş Savaşı başarı ile bitirilerek Türk milletinin siyasi, ekonomik ve kültürel bağımsızlığının tescili olan Lozan Antlaşması imzalandı. Genç devletin başkenti de Kurtuluş Savaşı’nın idare merkezi olan Ankara olarak belirlendi.
1924 yılı Mart ayında kabul edilen yasalar ile Türk milletinin ve Türk devletinin laikleşmesi ve çağdaşlaşması yolunda önemli adımlar atıldı. Atatürk demokrasinin tam anlamıyla yerleşmesi için çok partili siyasi hayata ilişkin uygulamalara büyük önem verdi. Ancak bu uygulamalar tahriklerle çıkan Şeyh Sait İsyanı, Menemen ve Kubilay Olayı nedeniyle sonuçsuz kaldı.

Siyasal alandaki inkılaplara büyük önem veren Atatürk, hukuk alanında da büyük bir devrim yaptı. Medeni hukuk, ticaret ve ceza hukuku bunlardan bazılarıdır. Kıyafet inkılabının yapılması, tekke ve zaviyelerin kapatılması, uluslararası ölçü ve takvimin kabulü çağdaş Türk toplumunu oluşturma çabalarının bir sonucudur.

Öğretim Birliği Yasası, medreselerin kapatılması, Yeni Türk Harflerini Kabulü ve millet mekteplerinin açılması eğitimi çağdaşlaştırmak ve eğitim düzeyini yükseltmek için yapılmış bir dizi inkılaptır. Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumunun kurulması ise Türk milletine kendi millî benliğini kazandırma çalışmalarına en güzel örnektir. Atatürk eğitim, kültür ve toplumsal alanda inkılaplar yaparken toplumun refahını sağlayacak ekonomik inkılapları da gerçekleştirmiştir. Türkiye İktisat Kongresi ve bu kongrede kabul edilen Ekonomi Andı, Kabotaj Kanunu, Sanayiyi Teşvik Kanunu, aşar vergisinin kaldırılması, Atatürk Orman Çiftliği’nin kurulması ekonomi alanında yapılan inkılaplara en güzel örneklerdir.

Atatürk bu inkılapları yaparken halkına karşı daima açık sözlü olmuş, gerek Nutuk gerekse cumhuriyetin ilanının onuncu yılında söylediği nutku onun bu özelliğini ortaya çıkarmıştır.

Ya istiklal ya ölüm ünitesinin özeti

                  Avrupalı devletler arasında 19. yüzyıldan itibaren başlayan ekonomik ve siyasi çekişmeler onların İtilaf (İngiltere, Rusya, Fransa) ve İttifak (Almanya, İtalya, Avusturya - Macaristan İmparatorluğu) olmak üzere iki gruba ayrılmalarına neden olmuştu. Bu gruplaşma 1914 yılında Birinci Dünya Savaşı’nın çıkmasına yol açmıştı. Osmanlı Devleti’nde yönetimi elinde bulunduran İttihat ve Terakki Partisi yöneticileri Almanya’nın yanında savaşa girilmesi gerektiğini ileri sürüyorlardı. Bu sayede son dönemlerde kaybedilen toprakların geri alınacağını belirtiyorlardı. Ancak Osmanlı Devleti Almanya ve bağlaşıklarının yanında girdiği savaşı kaybetti. 30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan Mondros Ateşkes Anlaşması ile Osmanlı Devleti kendini kayıtsız şartsız düşmana teslim etti. Avrupalı devletler daha önce gizlice belirledikleri paylaşım planlarını ortaya koydular. Özellikle anlaşmanın 7. maddesi ile yurdumuz işgale açık hâle getirildi.
Yurdumuzun işgale uğramasını Mustafa Kemal ve Türk milleti kabul etmedi. Kuvayı milliye ruhu ile hareke eden Türk halkı millî cemiyetler kurarak işgallere karşı direniş başlattı. Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkmasından sonra Amasya Genelgesi, Erzurum ve Sivas kongreleriyle Anadolu’da millî bilinç uyandırıldı ve sistemli hareket edilmeye başlandı. Türk halkı cemiyetler aracılığı ile kendini savunmaya çalışırken gerek azınlıklar gerekse Millî Mücadele karşıtları kurdukları çeşitli cemiyetlerle işgalleri desteklediler. Misakımillî’nin kabulü ve Büyük Millet Meclisinin açılması Türk milletinin bağımsızlık umutlarını iyice artırdı. Olayları çok iyi kontrol eden ve yönlendiren Mustafa Kemal, bağımsızlık ateşini her geçen gün daha da kuvvetlendirdi.

Meclisin açılmasından sonra çıkan ayaklanmaları bastırmak ve asker kaçaklarını cezalandırmak için Hıyanet-i Vataniye Kanunu kabul edildi. Bu kanunun uygulana bilmesi için de İstiklal Mahkemeleri kuruldu. İstanbul yönetimince imzalanan ve Türk milletinin ölüm fermanı olan Sevr Antlaşması TBMM ve Türk milleti tarafından kabul edilmedi. Bu antlaşmayı imzalayan ve onaylayanlar vatan haini sayıldı.

Millî Mücadele’nin örgütlenme süreci Mustafa Kemal’in dâhice yönetimi ve yönlendirmesi ile başarıyla sonuçlandı. Artık hedef Türk yurdunun işgalden tamamen kurtarılmasıydı.

Milli uyanış yurdumuzun işgaline tepkiler ünitesinin özeti

                Avrupalı devletler arasında 19. yüzyıldan itibaren başlayan ekonomik ve siyasi çekişmeler onların İtilaf (İngiltere, Rusya, Fransa) ve İttifak (Almanya, İtalya, Avusturya - Macaristan İmparatorluğu) olmak üzere iki gruba ayrılmalarına neden olmuştu. Bu gruplaşma 1914 yılında Birinci Dünya Savaşı’nın çıkmasına yol açmıştı. Osmanlı Devleti’nde yönetimi elinde bulunduran İttihat ve Terakki Partisi yöneticileri Almanya’nın yanında savaşa girilmesi gerektiğini ileri sürüyorlardı. Bu sayede son dönemlerde kaybedilen toprakların geri alınacağını belirtiyorlardı. Ancak Osmanlı Devleti Almanya ve bağlaşıklarının yanında girdiği savaşı kaybetti. 30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan Mondros Ateşkes Anlaşması ile Osmanlı Devleti kendini kayıtsız şartsız düşmana teslim etti. Avrupalı devletler daha önce gizlice belirledikleri paylaşım planlarını ortaya koydular. Özellikle anlaşmanın 7. maddesi ile yurdumuz işgale açık hâle getirildi. Yurdumuzun işgale uğramasını Mustafa Kemal ve Türk milleti kabul etmedi. Kuvayı milliye ruhu ile hareke eden Türk halkı millî cemiyetler kurarak işgallere karşı direniş başlattı. Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkmasından sonra Amasya Genelgesi, Erzurum ve Sivas kongreleriyle Anadolu’da millî bilinç uyandırıldı ve sistemli hareket edilmeye başlandı. Türk halkı cemiyetler aracılığı ile kendini savunmaya çalışırken gerek azınlıklar gerekse Millî Mücadele karşıtları kurdukları çeşitli cemiyetlerle işgalleri desteklediler. Misakımillî’nin kabulü ve Büyük Millet Meclisinin açılması Türk milletinin bağımsızlık umutlarını iyice artırdı. Olayları çok iyi kontrol eden ve yönlendiren Mustafa Kemal, bağımsızlık ateşini her geçen gün daha da kuvvetlendirdi. Meclisin açılmasından sonra çıkan ayaklanmaları bastırmak ve asker kaçaklarını cezalandırmak için Hıyanet-i Vataniye Kanunu kabul edildi. Bu kanunun uygulana bilmesi için de İstiklal mahkemeleri kuruldu. İstanbul yönetimince imzalanan ve Türk milletinin ölüm fermanı olan Sevr Antlaşması TBMM ve Türk milleti tarafından kabul edilmedi. Bu antlaşmayı imzalayan ve onaylayanlar vatan haini sayıldı. Millî Mücadele’nin örgütlenme süreci Mustafa Kemal’in dâhice yönetimi ve yönlendirmesi ile başarıyla sonuçlandı. Artık hedef Türk yurdunun işgalden tamamen kurtarılmasıydı.

Bir kahraman doğuyor ünitesinin özeti

                Türk milletinin lideri Mustafa Kemal 1881 yılında Selanik’te doğdu. Mutlu bir çocukluk dönemi geçirdi. Babası Ali Rıza Bey sürekli okumasını öğütledi. Ailesinden aldığı eğitim ile kendisi de aileye büyük önem verdi. Eşi Latife Hanım ile evlenirken nikâh törenine birlikte katıldı. Yurt gezilerine giderken eşini de yanında götürdü. İlköğrenimini Şemsi Efendi İlkokulunda bitirdi. Babasının ölümü üzerine eğitimine bir süre ara vermek zorunda kaldı ise de Selanik Askerî Rüştiyesi ve Manastır Askerî İdadisini bitirdi. 1899 yılında İstanbul Harp Okuluna girdi. 1902 yılında teğmen olarak okulunu bitirdi ve kurmay sınıfına ayrıldı. 1905’te Harp Akademisinden kurmay yüzbaşı olarak mezun oldu ve ilk görev yeri olan Şam’daki 5. Orduya atandı. Daha
öğrencilik yıllarında iken ülke sorunları ile ilgilenen Mustafa Kemal Şam’da “Vatan ve Hürriyet Cemiyeti’ni kurdu. Daha sonra bu cemiyet, İttihat ve Terakki Cemiyeti ile birleşti. Mustafa Kemal’in fikir hayatının oluşumunda Türk tarihi ve kültürü ayrı bir yer tutmaktadır. O, Türk tarihinin araştırılması ve Türk kültürünün geliştirilmesi için büyük çaba harcamıştır. Onun düşüncesinin oluşumunda Avrupa ile etkileşim hâlinde olan Makedonya’nın o dönemdeki sosyal, kültürel ve siyasi durumu önemli bir yer tutmaktadır. Yabancı düşünürlerden özellikle Rousseau’dan ve Türk düşünürler Ziya Gökalp ve Namık Kemal’den etkilenmiştir.

Cephelerde ilk görevini Trablusgarp’ta alan Mustafa Kemal ilk başarısını da burada kazanmıştır. Çanakkale Savaşlarında hem savaşın hem de dünyanın kaderini değiştirmiştir. Bu savaşlar sonucunda Birinci Dünya Savaşı uzamış, Rusya savaştan çekilmiştir. Mustafa Kemal Birinci Dünya Savaşı’nda görev aldığı Kafkas Cephesi’nde de Muş ve Bitlis’i Rus işgalinden kurtarmıştır.

Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra imzalanan Mondros Ateşkes Anlaşması ile Türk vatanı parçalanıp işgal edilmeye başlayınca Mustafa Kemal çareler aramaya başladı. Tek kurtuluşun Anadolu’da ve Türk milletine dayanan yeni bir devlet kurmak olduğuna karar veren Mustafa Kemal, 1919 yılı Mayıs ayında Anadolu’ya geçti. Bu zamana kadar aldığı görevler ve başarıları onu Türk milletinin lideri ve kurtarıcısı hâline getirdi.

Salı

8.SINIF İNKILAP TARİHİ DERSİ KONU ANLATIMI VE KONU ÖZETİ

1.ÜNİTE: Bir Kahraman Doğuyor
2.ÜNİTE: Milli Uyanış: Yurdumuzun İşgaline Tepkiler
3.ÜNİTE: Ya İstiklal Ya Ölüm
4.ÜNİTE: Çağdaş Türkiye Yolunda Adımlar
5.ÜNİTE: Atatürkçülük
6.ÜNİTE: Atatürk Dön.Önemi,T.Dış Pol. ve Atanın Ölümü
7.ÜNİTE: Atatürk'ten Sonra Türkiye

Etiketler: İnkılap ders notları, sosyal ders notları, inkılap konu özetleri


____
Bilimde araştırma yöntemleri
Modern fen bilimlerinde genellikle iki tür araştırma yöntemi kullanılmaktadır. Bunlardan biri deneysel yöntem olup, daha ziyade gözlem, deneme, hipotezleri deneylerle sınama gibi işlemlerle yürütülür. Diğeri kuramsal yöntem olup, daha ziyade kuramsal modeller kurma ve modelleri çeşitli deneysel yöntemlerle sınama etkinlikleriyle yürütülür. Deneysel bilim, kuramsal bilim kavramlarına birinci ünitede değinildi. Onuncu ünitede bilimsel süreçler iki grup altında anlatıldı. Burada süreçlerin başlıklarını tekrarlayalım.
Temel Süreçler
Gözlemleme Sınıflama
Ölçme ve sayıları kullanma Uzay-zaman ilişkilerini kullanma Yordama
Önceden Kestirme
Deneysel veya ileri süreçler

Hipotez kurma ve yoklama

Türkiye’de İnsan Hakları İle İlgili Gelişmelerin kronolojik sıralaması



Türkiye’de İnsan Hakları İle İlgili Gelişmeler

18 Temmuz 1945
Millî Kalkınma Partisi kuruldu.
5 Haziran 1946
Cemiyetler Kanunu’nda değişiklik yapıldı. Böylece parti ve
derneklerin kurulması yolu açıldı.
7 Ocak 1946
Demokrat Parti kuruldu.
21 Temmuz 1946
İlk çok partili seçimler yapıldı.
16 Ekim 1946
İnsan Hakları Cemiyeti kuruldu.
1950
Demokrat Parti seçimleri kazanarak iktidar oldu.
1952
Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Türk-İş) kuruldu.
1954
Türkiye Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni imzaladı.
1961
1961 Anayasası yürürlüğe girdi.



Mudanya Ateşkes Antlaşması (3-11 Ekim 1922)
Yunan ordularının kesin mağlubiyeti ve itilaf Devletlerinin İşgallere devam edecek durumlarının kalmaması üzerine gerçekleşen ve Milli Mücadelenin askeri safhasını sona erdiren antlaşmadır. Görüş­melere TBMM, ingiltere, Fransa, italya doğrudan katılırken Yunanistan'ı İngiltere temsil etmiştir. Görüş-melerdeTürk tarafını Batı Cephesi Komutanı ismet Paşa temsil etmiştir.
b. Mudanya Ateşkes Antlaşmasının önemi;
İstanbul ve Doğu Trakya'nın savaşılmadan alınmasını sağlamıştır.
İngiltere de hükümetin istifa etmesine ortam yaratmıştır. (Milli mücadelenin uluslararası düze­ye ulaşmış olduğu gücün göstergesidir.)
Mondros Ateşkes Antlaşması ve Sevr Antlaşması geçerliliğini kaybetmiştir.
İngiltereTBMM'nin varlığını resmen tanımıştır.
Lozan Konferansı'na ortam yaratmıştır.
İsmet Paşa'nın politik ünü artmıştır. (Bu durum İsmet Paşa'nın Lozan Konferansı'na TBMM'yi temsilen gönderilmesinde etkili olacaktır.)

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin Bazı Maddeleri (1948)

Madde 1: Bütün insanlar hür, haysiyet ve haklar bakımından eşit doğarlar.
Madde 2: Herkes, ırk, renk, cins, dil, din, siyasi veya diğer herhangi bir kural vb. fark gözetilmeksizin bütün haklardan ve bütün hürriyetlerden istifade edebilir.
Madde 3: Yaşamak, hürriyet ve kişi emniyeti her ferdin hakkıdır.
Madde 4:Hiç kimse kölelik veya kulluk altında bulundurulamaz; kölelik ve köle ticareti her türlü şekliyle yasaktır.
Madde 5: Hiç kimse işkenceye... haysiyet kırıcı cezalara veya muamelelere tabi tutulamaz.
Madde 7: Kanun önünde herkes eşittir.
Madde 9: Hiç kimse keyfi olarak tutulamaz, alıkonulamaz veya sürülemez.



- Kars Antlaşması (13 Ekim 1921)
Taraflar; TBMM ile Sovyetler Birliği'nin denetimi altına giren Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan'dır.
Bu antlaşma ile;
1. Eski hükümetler arasında yapılan antlaşmalar hükümsüz kılınmıştır. (Moskova Antlaşması hariç)
2. Bugünkü doğu (Kafkas) sınırı kesinleşmiştir.
3. Batum ve çevresi Müslümanların dinsel ve kültürel haklarının tanınması şartıyla Gürcistan'a bırakılması hükmü onaylandı. (Moskova Antlaşması'nda Batum Gürcistan'a bırakılmıştır.)

4. Boğazlar ile ilgili konularda Gürcistan taraf kabul edilmiştir. (Nahçivan Özerk bir yönetime kavuşturulmuştur.)

2.dünya savaşında Mihver Devletler, müttefik devletler

Mihver Devletler: Almanya’nın İtalya ve Japonya ile oluşturduğu birlik.
Müttefik Devletler: İngiltere, Fransa, SSCB ve ABD tarafından Mihver Devletlere karşı oluşturulan birlik.



- Tekalif-i Millîye Emirleri (7- 8 Ağustos 1921)
Mustafa Kemal'in Başkomutanlık Kanunu'nun kendisine tanıdığı "yasa çıkarma"yetkisine daya­narak yayımladığı emirlerdir. Amaç; ordunun ihtiyaçlarının giderilmesidir.
Emirler: Ülkenin sahip olduğu bütün kaynakların orduya aktarılmasını içerir.
Emirlerin uygulanabilmesi için vergi kurulları (Tekâlif-i Milliye komisyonları) ile İstiklal Mahke­meleri görevlendirilmiştir.
Emirler
1. Her kazada bir Tekalif-i Milliye Komisyonu kurulacaktır.
2. Her aile birer kat çamaşır, birer çift çorap ve çarık hazırlayıp vergi kuruluna verecektir.
3. Halkın ve tüccarın elinde bulunan çeşitli dokuma ürünlerinin yüzde kırkına bedeli sonradan ödenmek üzere el konulacaktır.
4. Yiyecek maddelerinin yüzde kırkına parası sonradan ödenmek üzere el konulacaktır.
5. Taşıtların her ay ordu için 100 km taşıma yapması zorunludur (Halka ait olanlar)
6. Bütün sahipsiz mallara el konulacaktır.
7. Halkın elinde bulunan silah ve cephane 3 gün içinde teslim edile­cektir.
8. Yakıt ve makine yedek parçalarının yüzde kırkına el konulacaktır.
9. Ülkede bulunan bütün teknik elemanların sayımı yapılacaktır.

10. Bütün yük hayvanlarının yüzde yirmisine el konulacaktır.

8.Sınıf 7.ÜNİTE: Atatürk'ten Sonra Türkiye konu anlatımı ve konu özetleri

                      2. Dünya Savaşı
Mihver ve Müttefik devletler
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin Bazı Maddeleri (1948)
Türkiye’de İnsan Hakları İle İlgili Gelişmeler
Ünite özeti



Kütahya - Eskişehir Muharebeleri (10- 24 Temmuz 1921)
a. Nedenleri
Yunanlılar, İnönü savaşlarında uğramış oldukları yenilginin izlerini silebilmek ve TBMM'yi Sevr Antlaşması'nı kabul etmeye zorlamak için yeniden hazırlanmaya başlamıştır. Yunanistan'da genel se­ferberlik ilan edilmiş, bütün kaynaklar orduya aktarılmıştır. Yunan kralı İzmir'e gelerek, amaçlarını "Türk ordusunun tamamen yok edilmesi"olarak açıklanmıştır.
Yunan taarruzu 10Temmuz 1921 'de başlamış, Afyon, Kütahya, Eskişehir Yunanlıların eline geç­miştir.
Türk ordusunun karşı taarruzu başarısızlıkla sonuçlanmıştır.
İsmet Paşa ve Mustafa Kemal ordunun düzenli olarak Sakarya Irmağı'nın doğusuna çekilme­sini istemiştir.
Geri çekiliş Türk ordusuna zaman kazandırmıştır.
b. Savaşın sonuçları
Geri çekilme ve büyük oranda meydana gelen toprak kayıplarının moralleri bozması ve asker kaçaklarını artırması. (Ordunun savaş gücünün azalması.)
Topyekün bir ölüm kalım savaşına hazırlanma gereğinin ortaya çık­ması (Cephe savaşları yerini topyekün muharebelere bırakmıştır.)
Meclis'te Mustafa Kemal'in ağır bir şekilde eleştirilmesi.
Meclisin yerinin değiştirilmesi tartışmalarının yapılması
İstiklal Mahkemeleri'nin yeniden çalışmaya başlaması. (I. İnönü'den sonra faaliyetleri durdurulmuştu)

Başkomutanlık kanunun çıkarılması, Tekalifi Milliye Emirleri'nin yayınlanması.

İkinci 2. Dünya Savaşının sonucu

Birinci Dünya Savaşı sonrasında imzalanan barış antlaşmaları ülkeler arasında kalıcı bir barış sağlayamadı. Barışı korumak için kurulmuş olan Milletler Cemiyetinin de galip devletlerin istekleri doğrultusunda hareket etmesi yeni bir savaşı kaçınılmaz hâle getirdi. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupalı devletler arasında silahlanma ve üstünlük yarışı yeniden başladı. Bu dönemde, Avrupalı devletler geniş ölçüde dünyaya hâkimdi, Afrika ve Asya’nın büyük bölümünde sömürgelere sahipti. İngiltere’nin eski gücünü kaybetmeye başlaması, Almanya’nın ihtiyaç duyduğu kömür ve petrol havzalarına sahip olma isteği Avrupa’yı yeni bir savaşın eşiğine getirdi. Almanya, 1919 yılında imzaladığı Versay Antlaşması ile büyük toprak kayıplarına uğramıştı. Ekonomik, siyasi ve askerî gücünü büyük ölçüde kaybeden Almanya bu antlaşmayı
tanımadığını ilan etti. Kendisi gibi yayılmacı bir politika takip eden İtalya ve Japonya ile ittifak yaptı.
İkinci Dünya Savaşı Almanların 1 Eylül 1939’da Polonya’yı işgal etmesi ile başladı. Bu işgal hareketlerinin sonunda Avrupa’nın büyük bölümü Almanların eline geçti. 1941’de Sovyetler Birliği Alman orduları tarafından istila edildi, Japonlar Amerika Birleşik Devletleri’ne saldırdı. Bu çatışmalar, savaşın dünya savaşına dönüşmesine yol açtı. Bu topyekûn bir savaştı ve bu savaş Mihver ve Müttefik devletlerini karşı karşıya getirdi.
Mihver Devletler: Almanya’nın İtalya ve Japonya ile oluşturduğu birlik.
Müttefik Devletler: İngiltere, Fransa, SSCB ve ABD tarafından Mihver Devletlere karşı oluşturulan birlik.
Mihver Devletler, savaşın başında büyük zafer kazandılar. 1942 yılı sonunda Avrupa’nın büyük bölümü Alman egemenliği altına girdi. Aynı tarihte Japonya’nın hükmettiği topraklar daha da genişledi.
1942 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin savaşa girmesi çatışmaları doğuya ve Büyük Okyanus’a yaydı. Böylece savaş, bir dünya savaşına dönüştü. 1943 yılında Müttefik Devletlerin iş birliği sonucunda Mihver güçleri tüm cephelerde durduruldu. Bu durum savaşın dönüm noktasını oluşturdu. 1943 yılında İtalya, 1945’de ise Almanya, yenilgiyi kabul etti. ABD’nin 1945’in Ağustos ayında Japonya’nın Hiroşima ve Nagasaki kentlerine atom bombası atması üzerine Japonya da teslim olmak zorunda kaldı. Böylece İkinci Dünya Savaşı sona ermiş oldu. Bu savaş sırasında milyonlarca sivil ve asker hayatını kaybetti. Şehirler yerle bir oldu. Almanya ve Japonya’nın sömürge yönetimleri son buldu. Demokratik olmayan yönetim sistemlerinin dünyaya getirdiği felaketler görüldü ve demokratik yönetimlerin yaygınlaşması için çabalar arttırıldı. İkinci Dünya Savaşı çıktığında Türkiye Atatürk’ün yurtta barış, dünyada barış ilkesi
doğrultusunda tarafsız kalmaya özen gösterdi. Fakat Mihver ve Müttefik devletlerin savaşa katılması yönündeki baskıları nedeniyle zorluklarla karşılaştı. Almanya, Türkiye’nin en çok ihracat yaptığı ülkeydi. Fransa ve İngiltere, Türkiye ile askerî bir ittifak istemekle birlikte, Türkiye’nin şart koştuğu para ve savaş malzemesini sağlamak konusunda zorlanıyorlardı. Türkiye ise ordusunun savaşa hazır olmadığını öne sürerek kendisi bir saldırıya uğramadıkça savaş dışında kalmak istiyordu.
Türkiye’nin savaşa girmesi yönündeki baskılar, 1943 başlarında artmaya başladı. Müttefik Devletler, Türkiye’nin Almanya ile ilişkilerini kesmesini ve kendi yanlarında savaşa katılmasını istediler. Türkiye ise mümkün olduğunca savaşın dışında kalabilmek için büyük bir çaba harcadı. Savaşın Müttefiklerce kazanılmasının belli olduğu bir dönemde de siyasi yönden yalnız kalmak istemeyen Türkiye, önce Mihver Devletler ile ilişkilerini kesti, 1945 yılında da Almanya ve Japonya’ya savaş ilan etti. Ancak fiilen savaşmadı. Türkiye’nin bu tutumu, İkinci Dünya Savaşı’nın sonunda Birleşmiş Milletlere kurucu üye olma şansını verdi.
Türkiye yaklaşık altı yıl süren İkinci Dünya Savaşı nedeniyle çok zor duruma düştü. Bu savaştan hem uzak kalmaya çaba harcadı, hem de artan ekonomik sorunlarına çözüm aramak zorunda kaldı. Savaş yıllarında sanayi üretimi azaldı, tarım ürünleri fiyatları arttı. Bozulan ekonomiyi düzeltmek için varlık vergisi gibi ekonomik önlemler alındı. Bu yıllarda güvenlik nedeniyle karartma uygulamaları yapıldı. Kamu güvenliğ i ve sağlığını korumak için bazı bölgelerde belli bir saatten sonra sokağa çıkma yasağı uygulandı, salgın hastalıklara karşı karantina tedbirleri alındı.

Balkan Antantı kimler arasında ne zaman imzalanmıştır?, Sadabat Paktı kimler arasında ne zaman imzalanmıştır?

Dünya devletleri arasında barışın sağlanması amacıyla gösterilen çabalar çoğu zaman yeterli olmadı. Devletler arasında imzalanan barış ve güvenlik anlaşmaları sürekli barışı sağlayamadı. Milletler Cemiyetinin bu alandaki çalışmaları da çatışmaları önleyemedi. Özellikle Avrupalı devletler arasında Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra silahlanma yarışı başladı.
Almanya ile İtalya’nın Balkanlar ve Orta Doğu’ya yönelik izlediği yayılmacı politikalar Balkan devletlerini endişelendirdi. Bu durum Balkan devletleri arasında bir güç birliğinin oluşmasına zemin hazırladı. Türkiye, Yugoslavya, Yunanistan ve Romanya arasında devam eden görüşmeler sonucunda Balkan Antantı imzalandı (9 Şubat 1934). Bu antantla taraf devletler sınırlarını koruma altına almış oldular.
Balkan Antantı ile batı sınırlarını güvence altına alan Türkiye, diğer komşu devletlerle de iyi ilişkiler kurmaya çalıştı. Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında Sadabat Paktı imzalandı (8 Temmuz 1937). Pakta göre taraf devletler, sınırlarda güvenliği sağlayacak ve bölgede barışı koruyacaktı.

Türkiye milletler cemiyetine ne zaman girmiştir?

Atatürk bölge ve dünya barışına katkıda bulunmak için her türlü çabayı göstermiştir. Bu çabaları sırasında Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk milletinin çıkarlarını daima gözetmiştir.
Lozan Barış Antlaşması’nın imzalanmasından sonraki süreçte yapılan yeniliklerle Türk milleti ve devleti çağdaş bir kimlik kazandı. Türkiye devletlerarası ilişkilerde izlediği siyasetle bölgesinde barışçı ve güvenilir bir devlet haline geldi. Bu durum Batılı devletlerin Türkiye’ye karşı tutumlarını değiştirmelerine neden oldu. Bu dönemde komşu olan ve olmayan devletlerle dostluk ve ticaret antlaşmaları imzalandı. Türkiye’nin kendi güvenliğini sağlamak için yaptığı çalışmaların yanında dünya barışını korumak ve geliştirmek için gösterdiği gayret dünya devletlerinin Türkiye’ye
olumlu yaklaşmalarına neden oldu. Dünya barışının korunmasında gösterdiği gayreti gören Milletler Cemiyeti, 1932’de Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini cemiyete resmen davet etti. Türkiye 18 Temmuz 1932 tarihinde Miletler Cemiyetine üye oldu.



Ankara Antlaşması (20 Ekim 1921) Fransa'yı TBMM ile Antlaşmaya iten etkenler
Türk ordusunun Sakarya Savaşı'nı kazanması
Fransız kamuoyunun savaşın sürmesini istememesi
Ingiliz-Fransız ilişkilerinin bozulması
Fransızların Güneydoğu Anadolu'da başarısız olması Maddeleri
İki taraf arasında savaş durumu sona erecektir.
Kilikya boşaltılacaktır.
Süleyman Şah'ın mezarı Türk toprağı sayılacaktır. (Caber Kalesi)
Savaş esirleri serbest bırakılacaktır.
İki taraf da genel af ilan edecektir.
Türkiye, Suriye'den geçen demiryolundan yararlanabile­cektir.
Türklerin çoğunlukta olduğu İskenderun'da özel bir yönetim kurulacaktır.
Türk kültürünün gelişmesine mani olunmayacaktır.
Türk dili resmiyete sahip olacaktır.
Türk uyruklular bir kısıtlama olmadan İskenderun Limanı'ndan yararlanabilecektir. 

Hatay ne zaman Türk topraklarına katılmıştır? Hatay’ın Ana Vatana Katılması

Ankara Antlaşması ile Fransızlara bırakılan Hatay’da özerk bir yönetim kurulacak ve ve Fransa buradaki Türklerin haklarını koruyacaktı. Fakat Fransızlar, antlaşmanın bu koşullarına uymadılar. Özellikle Hatay’da Türk kültürünü yok etmeye çalıştılar. Hâlbuki Hatay’ın çoğunluğu Türk’tü ve Türkçe resmî dil olarak kalacaktı. Hatay’ın ana vatana katılmasına çok önem veren Atatürk “Kırk asırlık Türk yurdu yabancı elinde kalamaz.” sözüyle bu bölgenin Türkiye’ye katılması için gereken çabayı göstereceğini vurguladı. Atatürk bu sözlerini 1938 yılında güney illerine gerçekleştirdiği
bir gezi ile destekledi Atatürk hasta olmasına rağmen saatlerce ayakta ordunun geçit törenini izledi. Bu konuda ne kadar kararlı olduğunu tüm dünyaya gösterdi.
1936 yılında Fransa, mandası altında olan Suriye’nin bağımsızlığını tanıyıp Hatay’ı da bu devletin egemenliğine bıraktı. Bu durum karşısında Türkiye de Milletler Cemiyetine başvurarak Hatay’ın geleceğine Hatay’da oturanların karar vermesini istedi. Öneri kabul edilerek Fransa ile Türkiye arasında görüşmeler başladı. Sonunda Hatay’da bağımsız bir Türk devletinin kurulması konusunda anlaşmaya varıldı. Bir anayasa hazırlanarak seçimler yapıldı ve Bağımsız Hatay Devleti kuruldu (2 Eylül 1939). Bu tarihten sonra Türkiye ile Fransa arasındaki görüşmeler devam etti ve sonunda Hatay’ın Türkiye’ye bağlanması kabul edildi. Bunun üzerine Hatay Millet Meclisi Türkiye ile birleşme kararı aldı (23 Haziran 1939). 7 Temmuz 1939’da da Hatay Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bir ili hâline geldi. 
Hatay’ın Türkiye’ye katılması Atatürk’ün dış politikadaki büyük başarısının bir göstergesidir.

Montreaux (Montrö) Boğazlar Sözleşmesi ne zaman yapıldı, Montreaux (Montrö) Boğazlar Sözleşmesinin Türkiye için önemi, Montreaux (Montrö) Boğazlar Sözleşmesinin maddleri

İsviçre’de Montreaux (Montrö) Boğazlar Sözleşmesi imzalandı (20 Temmuz 1936). 
Bsözleşmeye göre;
1. Boğazlar kayıtsız şartsız Türk egemenliğine bırakıldı.
2. Türkiye Boğazlar çevresinde, istediği kadar asker bulundurabilecekti.
3. Savaş zamanında Boğazlardan geçişlere bazı sınırlamalar getirildi.
4. Barış zamanında ticaret gemileri Boğazlardan serbestçe geçebilecekti.
Montrö Boğazlar Sözlemesi, Boğazlar üzerinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kesin egemenliğinin kurulmasını sağlamıştır.


Sakarya Meydan Muharebesi (23 Ağustos - 13 Eylül 1921)
a. Nedeni ve Savaş
Yunanlıların Sakarya'nın doğusundaki Türk ordusunu imha ederek TBMM'yi ortadan kaldırmak istemesi
Yunan ordusu Türk ordusunu yok etmek için 14 Ağustos 1921'de harekâta başlamış, Türk bir­likleri taktik gereği geri çekilmiştir.
24-25 Ağustosta kanlı çarpışmalar meydana gelmiş, Mustafa Kemal "Hattı müdafaa yoktur. Sat­hı müdafaa vardır. 0 satıh bütün vatandır, "emrini bu savaş sırasında vermiştir.
4-5 Eylülde yapılan Yunan taarruzu önlemiş, 12 Eylül'de yapılan Türk taarruzu sonunda düş­man ordusu çekilmek zorunda kalmıştır.
1683'te II. Viyana kuşatmasından sonra başlayan Türk bozgunu Sakarya kıyılarında durdurulmuştur.

Türk ordusu çok sayıda subayını kaybettiği için Sakarya Muharebesi "Subaylar Savaşı"olarak da anıl­mıştır.
Sponsorlu Bağlantılar 2
banner