SEK semih yayınları 5.sınıf fen ve teknoloji çalışma kitabı cevapları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
SEK semih yayınları 5.sınıf fen ve teknoloji çalışma kitabı cevapları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazar

SEK semih yayınları 5.sınıf fen ve teknoloji çalışma kitabı sayfa 108, 109, 110, 111, 112, 113, 114, 115, 116, 117, 118, 119, 120, 121 ,122, 123, 124, 125, 126, 127 ve 128 cevapları





Ekstra Bilgi:
Dehidrojenazlar
Dehidrojenazlar, hidrojen akseptörü olarak moleküler oksijen kullanamazlar; bunlar başlıca iki ana fonksiyon görürler: a) Eşleşmiş bir oksidasyon-redüksiyon reaksiyonu ile bir substrattan diğerine hidrojeni aktarırlar. b) Solunum zincirinde substrattan moleküler oksijene elektron transportunun elemanları olarak işlev görürler. Çok sayıda dehidrojenaz, koenzim olarak ya nikotinamid adenin dinükleotit (NAD+) ya da nikotinamid adenin dinükleotit fosfat (NADP+) kullanır, bazı dehidrojenazlar NAD+ veya NADP+’tan herhangi birini kullanabilirler; koenzimler, apoenzimlerinden serbestçe ve geri dönüşümlü olarak ayrılabilir. Genelde NAD’e bağımlı dehidrojenazlar, metabolizmanın oksidatif yolundaki oksidoredüksiyon reaksiyonlarını katalize ederler; özellikle glikolizde, sitrik asit döngüsünde, solunum zincirinde görülürler. NADP’a bağımlı dehidrojenazlar, yağ asidi sentezinin ekstramitokondriyal yolunda ve steroid sentezinde olduğu gibi karakteristik olarak indirgeyici sentez reaksiyonlarında görev alırlar; aynı zamanda pentoz fosfat yolunda da bulunurlar. Karaciğerden elde edilen alkol dehidrojenaz ve iskelet kasından elde edilen gliseraldehit-3-fosfat dehidrojenaz gibi bazı nikotinamide bağımlı dehidrojenazların çinko içerdiği saptanmıştır.
Bazı dehidrojenazlar riboflavine bağımlıdırlar. Bu dehidrojenazlarla birlikte bulunan flavin grupları, oksidazlardaki FMN ve FAD’e benzerler. Riboflavine bağımlı dehidrojenazların çoğu, solunum zincirine veya zincir içinde elektron taşınması ile ilgilidirler. Süksinat dehidrojenaz, açil-CoA dehidrojenaz, mitokondriyal gliserol-3-fosfat dehidrojenaz gibi dehidrojenazlar, indirgeyici ekivalanları doğrudan doğruya substrattan solunum zincirine aktarırlar. Elektron transfer edici flavoprotein (ETFP), açil-CoA dehidrojenaz ve solunum zinciri arasında elektronların bir ara taşıyıcısıdır. NADH dehidrojenaz, solunum zincirinin bir üyesidir ve NADH ile daha elektropozitif komponentler arasında elektron taşıyıcılığı yapar. Flavine bağımlı dehidrojenazların bir diğer rolü, pirüvat ve α-ketoglutaratın oksidatif dekarboksilasyonunda bir ara madde olan indirgenmiş lipoatın dehidrojenasyonunda görev almaktır; bu özel durumda, dihidrolipoil dehidrojenazın koenzimi olan FAD, indirgenmiş lipoattan NAD+’e bir hidrojen taşıyıcısı olarak işlev görür.

SEK semih yayınları 5.sınıf fen ve teknoloji çalışma kitabı sayfa 84, 85, 86, 87, 88, 89, 90, 91, 92, 93, 94, 95, 96, 97, 98, 99, 100, 101, 102, 103, 104, 105, 106 ve 107 cevapları






Ekstra Bilgi:
Hormon salgılanmasının düzenlenmesi
Hormon salgılanmasının düzenlenmesi, feedback düzenlenme ve sinir sistemi ile olur. Hormon salgılanmasının feedback düzenlenmesi, kandaki kimyasal maddelerle ve tropik hormonlar ile olabilir.
Hormon salgılanmasının kandaki kimyasal maddelerle feedback düzenlenmesinin iki güzel örneği, parathormon salgılanmasının plazma Ca2+ düzeyi ile düzenlenmesi ve insülin salgılanmasının plazma glukoz düzeyi ile düzenlenmesidir. Plazma Ca2+ düzeyinin düşmesi durumunda paratiroit bezleri bunu algılar ve uyarılarak parathormon salgılamayı artırırlar; sonuçta plazma Ca2+ düzeyi normal değere yükseltilmeye çalışılır. Plazma glukoz düzeyinin yükselmesi durumunda pankreasın Langerhans adacıklarının β hücreleri bunu algılar ve uyarılarak insülin salgılamayı artırırlar; sonuçta plazma glukoz düzeyi normal değere düşürülmeye çalışılır.
Hormon salgılanmasının tropik hormonlar ile feedback düzenlenmesinin örnekleri, tiroit, sürrenal korteks ve gonat hormonlarının sentez ve salgılanışıdır.


SEK semih yayınları 5.sınıf fen ve teknoloji çalışma kitabı sayfa 58, 59, 60, 61, 62, 63, 64, 65, 66, 67, 68, 69, 70, 71, 72, 73, 74, 75, 76, 77, 78, 79, 80, 81 ve 82 cevapları





Ekstra Bilgi:
 Katabolizma, metabolizmanın yıkım fazı olup ister dışarıdan alınsın ister hücrede depo edilen biyomoleküller olsun karbonhidrat, lipid ve proteinlerin basamak basamak yıkım reaksiyonuna uğrayarak daha küçük ve daha basit olan laktik asit, CO2, H2O, NH3 gibi maddelere yıkılmasıdır. Katabolizma sonucunda, büyük organik moleküllerde saklı olan enerji serbest hale geçmektedir. Katabolik reaksiyonların belirli basamaklarında ve özellikle elektron transport zincirinde ortaya çıkan serbest enerjinin büyük bir kısmı kimyasal enerji olarak adenozin trifosfatta (ATP) tutulmaktadır; bir kısmı da NADH, NADPH ve FADH2’de tutulmaktadır.
Anabolizma, metabolizmanın biyosentez fazı olup küçük yapı taşı olan moleküllerden hücrenin polisakkaritler, proteinler, lipidler, nükleik asitler gibi makromoleküllerinin sentezini sağlayan fazdır. Biyosentez, yapının büyümesi ve daha kompleks hale gelmesi demektir; bu iş için enerji gerekmektedir ki biyosentez için gerekli olan enerji, ATP’nin ADP ve fosfata yıkılması ile elde edilmektedir.

SEK semih yayınları 5.sınıf fen ve teknoloji çalışma kitabı sayfa 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55 ve 56 cevapları





Ekstra Bilgi:
Hidroliz
İki molekül arasından bir mol su çıkmasıyla meydana gelen eter, ester ve peptit bağlarının su alarak yıkılması ve molekülün, oluştuğu maddelere ayrılması olayına hidroliz denir.
Disakkaritlerin ve polisakkaritlerin yapılarındaki glikozid bağının (eter bağı) hidrolizle yıkılması, bunların yapı taşları olan küçük moleküllü karbonhidratların açığa çıkmasını sağlar. Sulu asitlerle ısıtarak karbonhidrat moleküllerindeki eter bağlarını yıkmak olanaklıdır. Aynı olay, vücut sıcaklığında özel karbonhidrat enzimleriyle de gerçekleştirilebilir ki, sindirim sisteminde büyük çapta gerçekleşen enzim ile hidrolize poli- ve disakkarit sindirimi denir.
Yağların yapısında bulunan ester bağının hidrolizle yıkılmasıyla gliserol ve yağ asitleri, karbonhidratların fosfat esterlerindeki ester bağının hidrolizle yıkılmasıyla fosfat ve karbonhidratlar; genel bir ifadeyle ester bağının hidrolizle yıkılmasıyla alkol ve asit meydana gelir.
Yağlar asit ve alkalilerle, fosfat esterleri ise asitlerle ısıtmak suretiyle hidroliz edilebilirler. Sindirim sisteminde ve organizma dokularında yağlardaki ester bağları lipaz adlı enzimlerle, dokulardaki fosfat esterleri fosfatazlarla yıkılarak bunları oluşturan ürünler serbest hale geçer. Aynı enzimler, vücut sıcaklığında deney tüplerinde de aynı maddelerin hidrolizini sağlarlar.
Protein ya da polipeptitlerdeki, peptitlerdeki peptit bağlarının yıkılması, bunların yapı taşları olan amino asitlerin açığa çıkmasını sağlar. Amino asitleri elde etmek için protein ya da peptitlerin kuvvetli asitlerle ya da alkalilerle uzun süre kaynatılması sık başvurulan bir yöntemdir. Proteinaz enzimleriyle protein çözeltilerini vücut sıcaklığındaki etüvlerde reaksiyona sokmakla da amino asitler elde edilebilir. Sindirim kanalında aynı şey büyük çapta olur; proteinler ve peptitler amino asitlere yıkılırlar ki bu olay, protein sindirimi olarak bilinir.

SEK semih yayınları 5.sınıf fen ve teknoloji çalışma kitabı sayfa 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37 ve 38 cevapları





Ekstra Bilgi:
Endositoz
Endositoz, hücrelerin büyük molekülleri almaları olayıdır ki bu büyük moleküllerin bazıları polisakkarit, protein ve polinükleotidler gibi, besinsel elemanların kaynağı olabilirler.
Tüm ökaryotik hücreler plazma membranlarının bir kısmını devamlı olarak bünyelerine almaktadırlar. Plazma membranının segmanları ekstrasellüler sıvı ve içeriğinin küçük bir bölümünü çevreleyecek şekilde invagine olunca, endositotik veziküller meydana gelir; invaginasyonun orijinal konumunda plazma membranlarının kaynaşması sonucunda vezikül boynu kapatılınca vezikül yapıdan kopar. Endositotik veziküllerin çoğu hidrolitik enzimler içeren, bundan dolayı intrasellüler atıkların temizliği için farklılaşmış organeller olan primer lizozomlar ile kaynaşarak sekonder lizozomları oluştururlar. Makromoleküler içerik, amino asitler, monosakkaritler ve nükleotidleri açığa çıkarmak üzere sindirilir ve tekrar sitoplazmada kullanılmak üzere veziküllerden dışarı diffüze olur.
Endositoz, genelde ATP’nin hidrolizinden olmak üzere enerjiyi, ekstrasellüler sıvıda Ca2+’u ve hücre kontraktil elemanlarını gerektirir. Endositozun fagositoz ve pinositoz olmak üzere iki genel tipi vardır.
Fagositoz, makrofajlar ve granulositler gibi farklılaşmış hücrelerde olur; virüs, bakteri, hücreler veya yıkılım ürünleri gibi büyük partiküllerin alınımı ile ilişkilidir.
Pinositoz, tüm hücrelere ait bir özelliktir ve sıvı ile sıvı içeriğinin hücresel alınımına yönelen bir olaydır. Pinositozun, sıvı faz pinositozu ve absorptif pinositoz olmak üzere iki tipi vardır. Sıvı faz pinositozu, küçük veziküllerin oluşumu ile başarılan, solüt alınımının sadece bu solütün çevre ekstrasellüler sıvı ortamındaki yoğunluğu ile orantılı olduğu selektif olmayan bir olaydır; absorptif pinositoz, plazma membranında kendilerine ait sınırlı sayıda bağlayıcı konumlar bulunan makromoleküllerin alınımından primer olarak sorumlu olan reseptör aracılıklı selektif bir olaydır.

SEK semih yayınları 5.sınıf fen ve teknoloji çalışma kitabı sayfa 12, 14 cevapları


________________________________________________________________
Ekstra Bilgi:

Kolaylaştırılmış diffüzyon

Bazı spesifik solütler, büyüklük, yük ve ayrışma katsayılarından beklenebileceğinden daha hızlı olarak, elektrokimyasal gradientleri boyunca membranlardan diffüze olurlar ki bu geçiş kolaylaştırılmış diffüzyon olarak tanımlanan bir şekilde olur.
Kolaylaştırılmış diffüzyon ile membranlardan geçiş başlıca üç şekilde olabilir: 1) Membranı tümüyle kateden ve porinler diye adlandırılan kanal proteinleri vasıtasıyla. 2) Molekül ağırlığı ve tipine göre farklı olan taşıyıcı proteinler vasıtasıyla. 3.) Proteinlerin flip-flop hareketi vasıtasıyla. protein iki temel konformasyonda bulunur. “Pon” durumunda, protein, solütün yüksek konsantrasyonu ile karşı karşıyadır ve solütün molekülleri taşıyıcı proteinde spesifik bölgelere bağlanırlar. Bundan sonra taşıyıcı protein konformasyonel değişikliğe uğrar ve solütün düşük bir konsantrasyonu ile karşı karşıya gelerek “pin” durumunu alır; solüt, düşük konsantrasyonlu tarafa salıverilir ve böylece transport gerçekleşir. “Pin” durumunda boşalmış olan taşıyıcı, sonraki döngüyü tamamlamak için orijinal konformasyonu olan “pon” durumuna döner.
Kolaylaştırılmış diffüzyon sistemlerinin pek çoğu stereospesifiktir fakat basit diffüzyonda olduğu gibi, metabolik enerji gereksinimi yoktur. Ancak kolaylaştırılmış diffüzyon, basit diffüzyondan farklı olarak bir üniport sisteme sahiptir ve hızı doyurulabilir. Glukoz ve amino asitlerin membranlardan geçişi kolaylaştırılmış diffüzyonla olmaktadır.

Çarşamba

SEK semih yayınları 5.sınıf fen ve teknoloji çalışma kitabı cevapları 5

SEK yayınları 5.sınıf fen ve teknoloji çalışma kitabı cevapları öğrencilerin yaptıkları ödevlerini kontrol etmeleri için verilmiştir. Aksi bir durum ile cevaplardan faydalanmak isteyen öğrencilerin sorumlulukları kendilerine aittir.


Ekstra Bilgi:
Canlıların Sınıflandırılmasında Esas Alınan
Temel Özellikler
Bir özelliğin taksonomik değeri, niteliksel (kalitatif) olarak kullanılabiliyorsa sınıflandırmada
doğrudan doğruya kullanılır (Morfolojik taksonomi ). Niteliksel olarak
kullanılamıyan bir karekter niceliksel (kantitatif) olarak değerlendirilebilir (numerik
taksonomi).
Son zamanlarda taksonomik yargıya varabilmek için, bir populasyondaki bireyler
arasından seçilen örneklerin taksonomik özellik gösterebilecek ölçümleri (parametreleri)
bilgisayara yüklenmekte ve verilen değerler arasındaki farklılığın derecesi
ölçülmektedir (Numerik Taksonomi). Bu ölçümler çok boyutlu bir hacime (Parametre
hacmi'ne) taşınarak türlerin birbirlerinden üç boyutlu farklılaşması gösterilebilmektedir.
Bilimsel sınıflandırma yapılırken canlıların çeşitli yönlerden benzerlikleri göz
önünde tutulur. Bunlardan birisi canlıların filogeni'leri (soy oluşumları) dir. Bir
canlının filogenisi bilindiği gibi fosillerden takip edilebilir. Bu durum ise bir çok canlı
için olanaksızdır. Özellikle yumuşak vücutlu canlıların fosil bırakma şansları hemen
hemen yok gibidir. Bu nedenle bazı grupların sınıflandırılmalarında filogenilerinden
yararlanmak mümkün değildir. Ancak iyi fosil bırakan gruplarda ise doğru
bir sınıflandırma için filogeni çok büyük yararlar sağlamaktadır.

SEK semih yayınları 5.sınıf fen ve teknoloji çalışma kitabı cevapları 4

SEK yayınları 5.sınıf fen ve teknoloji çalışma kitabı cevapları öğrencilerin yaptıkları ödevlerini kontrol etmeleri için verilmiştir. Aksi bir durum ile cevaplardan faydalanmak isteyen öğrencilerin sorumlulukları kendilerine aittir.

GERİ          sayfa 84 ile 107 arası cevaplar          DEVAMI

Ekstra Bilgi:
Bitkilerin sınıflandırılmasında farklılık var mıdır?
Bitkilerin sınıflandırılmasında temelde bir fark yoktur. Ancak belirli kategorilerde
yer alan taksonların isimlendirilmesinde kullanılan eklerde farklılık vardır. Bitkilerde
familya adı, isim gibi kullanılan çoğul bir sıfattır ve cins isminin sonuna - aceae
ekinin getirilmesi ile yapılır. Subfamilya için -oideae, tribus için -iae, subtribus için -inae ekleri getirilmektedir. Bunların Türkçe olarak ifade edilmesinde ise takımlar
için, -lar (ler), alttakım için -sılar, familya için -giller, altfamilya için -sıgiller
takıları kullanılması önerilmiştir.
Bunların dışında bitkilerin sınıflandırılmasında divisio için -phyta, subdivisio için -
icae, klasis için -atae, -opsida, subklasis için -ideae, -idae, takım için -ales, subordo
için -ineae ekleri kullunılır.

Salı

SEK semih yayınları 5.sınıf fen ve teknoloji çalışma kitabı cevapları 2

SEK yayınları 5.sınıf fen ve teknoloji çalışma kitabı cevapları öğrencilerin yaptıkları ödevlerini kontrol etmeleri için verilmiştir. Aksi bir durum ile cevaplardan faydalanmak isteyen öğrencilerin sorumlulukları kendilerine aittir.

GERİ          sayfa 39 ile 56 arası cevaplar         DEVAMI  

Ekstra Bilgi:
Irk Kavramı
Bir tür içinde ayrı ayrı yerlerde yaşayan ve bu nedenle bazı farklılıklar gösteren topluluklara
Doğal ırklar denir. Bazı yazarlar doğal ırkları varyete, alt tür ya da populasyon
olarak da isimlendirmektedirler. Ancak son yıllarda zoolojide varyete terimi
artık kullanılmamaktadır.
Bir tür içinde birbirlerinden yalnız bir gen çifti bakımından ayrılan bireylere de
Mendel ırkı veya gen ırkı denir. Böyle ırklar ancak belli koşullar altında, kardeşin
kardeş ile ya da ana babanın yavrularıyla eşleştirilmesi sonucunda laboratuvarlarda
yetiştirelen hayvanlarda görülür. Ekonomik açıdan önemli bazı hayvanların özel
koşullar altında yetiştirilmesiyle elde edilen ırklara da kültür ırkları adı verilir.
Bunlar doğaya bırakılırlarsa yaşamlarını zorlukla yürütürler ya da yürütemezler
(bazı kafes kuşları gibi). Bir türün ayrı coğrafik bölgelerde yaşayan topluluklarına
coğrafik ırklar denir.

SEK semih yayınları 5.sınıf fen ve teknoloji çalışma kitabı cevapları

SEK yayınları 5.sınıf fen ve teknoloji çalışma kitabı cevapları öğrencilerin yaptıkları ödevlerini kontrol etmeleri için verilmiştir. Aksi bir durum ile cevaplardan faydalanmak isteyen öğrencilerin sorumlulukları kendilerine aittir.

sayfa (12-14)    sayfa 15 ile 38 arası cevaplar      DEVAMI


Ekstra Bilgi:
Tipe bağlı tür
(Morfolojik tür)'de esas olan, tip formudur ve bu tipin özelliklerini
gösteren bireyler aynı türdendir. Morfolojik tür kavramı, Plato ve Aristo'nun düşünceleri
doğrultusunda Linne ve ekolünün tür kavramıdır. Bu kavrama göre türü
oluşturan bireyler bir fotoğrafın kopyası gibi morfolojik bakımdan birbirinin benzeridir
ve zaman içinde değişikliğe uğramazlar. Felsefi dayanağı yaratılış teorisidir.
Bu teoride bütün türlerin aynı anda yaratıldığına ve günümüze kadar hiç değişmeden
geldiklerine inanılır. Nominalistik tür tanımında esas ve gerçek olan bireydir. Bu kavramı benimseyen
bilim adamlarına göre tür, doğada gerçek bir şekilde değil düşünce olarak vardır.
Tür kavramı hakkında ayrıntılı ve bilimsel bir tanım ilk kez Ernst MAYR tarafından
1940 yılında yapılmıştır. Bu tanım, bugün için de eşeyli üreme gösteren canlılar için
geçerliliğini hala devam ettirmektedir. Mayr'a göre tür, aralarında gen alışverişi
yapan ya da bu potansiyelde olan doğal populasyon gruplarının oluşturduğu birliktir.
Böyle bir populasyon diğer populasyonlardan üreme bakımından izole olmuştur
ve onlarla gen alışverişi yapamaz. Bu tanımda kriter olarak iki bireyin çiftleşip
üreyebilme faktörü esas alınmıştır ve biyolojik tür kavramı olarak bilinir. Biyolojik
tür kavramında populasyon, belli bir yerde belli bir zamanda bulunan, birbirleriyle
çiftleşip üreyebilen bireyler topluluğudur. Değişik tanımları olmasına karşın bugün
kabul edilen biyolojik tür şu şekilde tanımlanabilir:
Birbirlerine ve ana babalarına çok benzeyen, doğal koşullar altında birbirleriyle
çiftleşerek sürekli bir üreme yeteneği gösteren bireylerin oluşturduğu topluluktur.

Sponsorlu Bağlantılar 2
banner